Son zamanlarda, duyulduğu anda bile cinselliği çağrıştıran bir kelime haline geldi “ilişki”.  Oysa doğanın en ilkel bağlarını tasvir edebileceğimiz, çok sayıda eyleme dönüştürebileceğimiz yegane bir kavram sadece. Tüm canlılar, doğa ve evren birbiriyle müthiş bir ilişki içinde olmasına rağmen, kendini üstün tür olarak gören insanlık, yine bu bağları koparmak ve parçalamak üzere fevkalade bir çaba göstermekte.

En basit tanımıyla iki ya da daha çok şey arasındaki karşılıklı ilgi, yakınlık, temas, bağ değil midir ilişki? İnsanları baz aldığımızda, iyi niyet, sadakat, empati ve sorumluluk üzerine kurulmuyor mu en basit ilişkiler. Aile fertleri, arkadaş, dost, sevgili, eş kavramları iyi-kötü ilişkiler sonucu şekillenmiyor mu. Hatta internet çağının bizi şekilden şekile soktuğu son yıllarda öyle bir şekillendi ki ilişkiler, yeni nesil kavramlara yetişemez olduk.

Burada mevzuyu daraltıp ikili duygusal ilişkilere odaklanalım. Artık sınırsız kaynaklarla eriştiğimiz bilgileri gözden geçirdiğimizde, örneğin 30 yıl önceki ilişkilerin ne kadar sade ve katıksız olduğunu görebiliriz. Yani iki insan birbirine ilgi duyar, yakınlık kurar ve bu güzel teması sevgili, sözlü, nişanlı, evli gibi sıfatlarla sıralı bir bağa dönüştürürdü.

Günümüze döndüğümüzde ise yalnızlığı evliliğe tercih eden çok ciddi bir toplulukla karşı karşıyayız. Burada ise kadın ve erkeğe göre çok çeşitleniyor konu. Örneğin bir araştırmaya göre kadınlar için evli olmakla tek başına olmak arasında pek fark olmamasına rağmen, erkeklerin hayat kalitesi arttığından olumlu bir etkisi olduğu tespit edilmiş. Bu yine kadınların evi çekip çevirme becerisi ve geleneksel bir alışkanlık ile doğru orantılı olsa gerek. Yine ne yazık ki pek çok erkeğin çekirdek aile ve toplum içinde de üstün ırkmış gibi yetiştirilmesi, günlük ihtiyaçlarını karşılamada tecrübesiz ve beceriksiz hale gelmesine neden oluyor. Böylelikle hayatını maddi, manevi kolaylaştırmak için, üremek için veya sadece sevdiği ve beraber mutlu olduğu için evliliği tercih eden insanlar hala bu kavramı ayakta tutuyor.

Yalnızlığı tercih edenlerin bir kısmı ise evlilikten kati surette kaçınan fakat karşı cinsle de ilişiğini asla kesmek istemeyenler. Bu kişilerin tercih ettiği yeni nesil ilişki türleri ise çok eşlilik, açık ilişki, partner değişikliği, grup ilişkisi gibi detaylarını internette araştırmak suretiyle öğrenebileceğimiz şeyler. Özetleyecek olursak, tek bir eş ile mutluluğu yakalayamayan kişiler,  birden çok kişiyle birlikte olmaya devam ediyorlar. Bu ilişki türlerinin ortak özelliği ise ilişkinin tüm taraflarının durumdan haberdar olması ve rıza göstermesi. Burası çok önemli, ilişkinin içindeki herkes, partnerinin bir başkasıyla duygusal ve/veya cinsel ilişki kurmasını normal karşılıyor.  Zaten bu durumu normal karşılamayan ve rıza göstermeyen partnere rağmen bu ilişki türünü tercih edenler de açıkça aldatmış oluyor. Bazıları da yaşadığı şeyi hiçbir ilişki türüne koyamayıp, adlandırmaktan kaçınıyor. Yaşadığı kötü deneyimleri hayatının kalanına da yayıp, sorunsuz, karmaşasız, mutlu bir ilişki ihtimalini reddedip şahsına münhasır ilişkiler yaşamaya devam ediyor.

Yalnızlığı tamamen kendi tercihi olarak benimseyenler genellikle çocuk sahibi olmayı düşünmeyen, cinsel isteksizlik yaşayan ya da cinselliğe ve duygusal ilişkiye ayıracak enerjiyi ve zamanı kendine ayırmayı tercih edenler oluyor. Bu kişiler kimseye bulaşmıyor, kimseyi üzmüyor ve kendi yoluna bakıyorlar. Siz de bulaşmayın, insanların ayarını bozmayın bence 🙂

Son olarak da yalnızlığı özellikle tercih etmemesine rağmen herhangi bir ilişki içine öylesine çekilmek istemeyenler konuyu rölantiye alıyorlar. Bu kişiler aslında gelenekselciler. Yani bir kısmının demode ve sıkıcı bulduğu, tek eşliliği savunan ve sevgili, eş kavramını hayat arkadaşlığı ile de bütünleştiren ve benimseyen kişiler. Bu kişilerin ilişkiden beklentisi sosyal ve kültürel paylaşımlar, ortak hobilere eşlik etmenin yanı sıra farklı ilgi alanlarına da saygı duymak, zoraki olmayan cinsellik, sadakat ve tabii ki duygusal bağ. Tabi “beklenti içinde olmak” genelde kişilerin hayal kırıklığına uğramasına neden oluyor. Bazen diyoruz ya beklentiye girmek üzer diye, aslında üzen beklentinin kendisinden çok karşı tarafın samimiyetsizliği oluyor. Beklentilerimiz “ilişkide neyi isteyip neyi istemediğimizi” bildiğimizi gösteren gayet sıradan şeyler aslında. Kendini bilmek ve bildiğini istemek de en doğal şey. Yeter ki partnere açık ve net iletilmesi, onun da samimi ve net bir karşılık vermesiyle sonuçlansın.

Kadın erkek ilişkilerinin zaten yeterince karmaşık olması yetmiyormuş gibi şimdi de bu çeşitli ilişki türlerini anlamak, anlatmak ve tercihimize uygun partnere rastlamak için cebelleşir olduk. İlişki tercihi ne olursa olsun bunun karşılıklı ve samimi olduğundan emin olmak da bir o kadar zorlaştı. En zorlayıcı kısım ise farklı bakış açılarına sahip kişilerin biraraya gelmesi. Duygusal veya cinsel bir çekim olmasına rağmen hep bulanık kalan, asla net bir çizgi çizilemeyen ilişkiler. Ve insanların aşk, arzu, saplantı gibi sebeplerle birbirinin hayatına parazit olmayı sürdürmeleri.

Ben aşkın varlığına ve sonsuzluğuna pek inanmasam da adı konmuş ilişkilerin, evliliğin sevgiyi öldürmediğini düşünenlerdenim. Çok sayıda kötü örnek verebileceğim gibi küçümsenemeyecek orandaki iyi örneklere odaklanmayı tercih ediyorum. Yaşanan kötü tecrübelerin de hayatımızın geri kalanını karartmasını anlamsız buluyorum. Kişinin kendini tanıması, sevmesi, zevk aldığı ve zaman ayırdığı hobilerinin varlığı, hayattan keyif almasına ve mutlu olmasına sebep olur. Mutlu olan kişiler, hayatlarına giren diğer kişileri de doğal olarak mutlu eder. Birlikte aynı yöne, benzer duygularla bakabilen insanlar hayatı paylaşırken de mutluluğu katlayabilirler. Birlikte geçirilen vaktin keyifli ve kaliteli olması, çeşitlendirilebilmesi çiftlerin uyumu ve hayal gücüye sınırlıdır.

Demem o ki sürekli bahaneler uydurmaktan, önyargılardan ve modernleşme zırvalarından vazgeçin. Kendinizi tanıyın, varlığınızı ve potansiyelinizi keşfedin. Mutluluğu nerede bulduğunuza dikkat edin ve elinizdekilerin kıymetini bilin. Mutlu olmak bu kadar kolayken kendinizi ve çevrenizdekileri sevimsiz girdaplara sürüklemeyin. Neticede çok tatlı hayatımız var, neden o’nunda daha da tatlı bir hayatımız olmasın ki 🙂