Avrupa’nın çeşitli köşelerinde irili ufaklı keşif gezileri yapmaya alışkın bir bünye olarak, Afrika kültürüne adım atmak beni oldukça heyecanlandırmıştı. Her ne kadar Afrika denince ilk akla gelen hep Güney Afrika olsa da benim ilk maceram Fas oldu. 24 Mart-1 Nisan tarihleri arası sezonun tam açılış döneminde sırasıyla Kazablanka, Marakeş, Zagora Çölü, Şafşavan ve Tanca’yı keşfe çıktık. Seyahat boyunca tuttuğum notlarımı anılar haneme eklemek , görmek isteyenlere de rehber olabilmek ümidiyle burada derledim.

Genel olarak Morocco tecrübemden çıkarımlarım:

-Avrupa’dan sonra gerçekten zor bir rota; çok farklı bir kültür ve ingilizce pek yaygın değil,
-Yurdum insanına, esnafına bir kez daha şükrettim(fas kazıklamakta bir dünya markası),
-Baharat alışkanlığından mıdır bilmem koku hassasiyetim tavan yaptı(insanlar ve mekanların kokusu),
-Pazarlık sünnettir deyimini özümsedim, bakkalda bile pazarlık yapmam gerektiğini öğrendim,
-Yemek için mekan araştırması ve rezervasyonlarını genellikle önceden yaptık, yapmadığımız zamanlar üzüldük :),
-Temizlik konusunda aşırı titiz gezginler mutlaka iyi otelleri tercih etmeli, gönül rahatlığıyla uyuyamadığımız zamanlar oldu,
-Değerli eşya taşıyorsam onlara koala gibi sarılmayı öğrendim, kapkaç küçümsenemez, başıma geleni aşağıda bir yerde anlattım:)
-Güneş kremi ve güneş gözlüğü hayat kurtarır,
-Fotoğraf çekimi için cennet mekandır,
-Çocukla onca yol gezilmez diyeni döverim, bakınız 9 gün boyunca aşağıdaki minnak izmir kuzusu ekibimizin en tatlı parçasıydı 🙂
Morocco Ulaşım Notlarım:

Öncelikle SAW’da kural ve düzenden uzak Faslılarla beraber yaşadığımız boarding karmaşası geziye küçük bir ön yargıyla başlamamıza neden oldu.

Air Arabia Maroc uçakları eski ve dardı. Sandviçler 1 gün önceden kalma ve vasattı. 80 ler disco müziği ile karşılanıp dualarla uçuşa geçtik. Tabii ki uçakta birden bire “allahüekber” ile başlayan anonsu duyunca şaşkınlığımızı gizleyemedik, enteresan bir kültür neticede 🙂 Dönüşte aşırı derecede türbülansa girdik.
5 saatlik uçuş sonrası Muhammed5 Hava alanına ulaştık ve acil ihtiyaçlarımız için az miktarda dirhem aldık 10€=108dr(komisyonsuz).
Aklınızda olsun para bozdurmak için dolar, euro gerekli fakat Türkiye banka kartlarınızla da buradaki bankamatiklerden kolayca para çekmeniz mümkün, bu oldukça güzel bir alternatif. Komisyon bankadan bankaya değişiyor.
Gece 3:30’da varmamız nedeniyle beyaz-siyah taksi fark etmeden 400 dirhemi gözden çıkarmamız gerekti(yaklaşık 40 €). Neyse ki 158 yıllık(!) şahane beyaz mercedesler kapımızda hizmete hazır bekliyordu 😀
Normal şartlarda 300 dirheme -pazarlıkla- rahatlıkla seyahat edebilirsiniz. Ve öncelikle siyah taksileri tercih etmemiz tavsiye edildi, hizmet kalitesi fiyat dengesi bakımından. Beklemek için vaktiniz varsa toplu taşıma seçeneği de var, şehir merkezine kadar. Çok sayıda insan beklemekteydi.
Yurt içinde şehirler arası gezmek için araç kiralamak mantıklı, günlük 25-30 € civarı, biz hava alanından kiraladık.

Otoparkları da güvenlik açısından paralı olanları tercih etmekte fayda var(günlük 30 dirhem), diğerlerinde çeşit çeşit değnekçiler mevcut.

ve KAZABLANKA ile başlayalım


Kazablanka’da Dar Bouazza bölgesinde konakladık. Okyanus kenarında harika bir Fransız Restoranı var; Atlantic Beach. Kalamarlar şahane, sürahilerce beyaz ve kırmızı sangria eşliğinde deniz ürünleri yemelisiniz. Tatlıları da oldukça leziz… Fiyatlara gelince; kalamar 14€, Sangria 15€, tatlılar 5-6€, bira 4€.  Tabi o zamanlar €=4,90 civarı…   
Hava biraz serinse güneşin ve çılgın dalgaların sesiyle okyanus manzarasının keyfini çıkaracak kadar burada takılmanızı tavsiye ederim.

Kazablankada yanlış hatırlamıyorsam dünyanın 3.büyük camisi olan Hassan 2 Mosque mutlaka ziyaret edilmeli, ziyaret saatleri 9-10-11-13. Sezona göre farklılık gösteriyor olabilir. Biz maalesef yetişemedik, dışarıdan harika fotolar çekip 13:00 deki restoran rezervasyonumuzu kaçırmamak üzere hedefe koştuk. Rick’s Cafe Rest , meşhur Casablanca filminde geçen restoran, harika bir dekorasyonu ve çok şık, keyifli bir atmosferi var. Rezervasyonsuz akşam yemeğine gitmeyi düşünmeyin, biz ancak öğle yemeği için yer bulabildik. Akşam piyano eşliğinde yemek daha keyifli olabilirdi şüphesiz. Menüleri hatıra olarak size bırakıyorlar. Makarnadan balığa, bonfileden ördeğe çok zengin bir menüsü var. Sunumlar ve yemekler muntazam. Yemek sonrası üst katları da gezmeyi ihmal etmeyin. Buralara kadar gelmişken de uğramadan dönmeyin derim.
Kazablanka’da alışveriş için medina (pazar) ziyareti şart. Marakeş’tekine nazaran burası küçücük tabii ama çok güzel aynalar, kilimler bulmak mümkün. Burada çok meşhur olan bir pastaneden (Patisserie Bennis Habus) bademli kurabiyelerimizi alıp  girişteki kafede nısnıslarımızın yanında yuvarladık. Akşama Morocco Mall’da küçük bir argan alışverişi kaçınılmaz. Türkiye’de olmayan çok güzel mağazalar var. Örneğin bayanlara Primark’ı şiddetle tavsiye ederim.
MARAKEŞ
Kazablanka’dan kiraladığımız araba ile 3,5 saatlik yolculuğumuz sonucu Marakeş’e ulaştık (doblo araç kira: 9 gün / 270 Euro).
Yolda bir benzinlikte mola verdik, Oasis Cafe’de kahveler, tatlılar, tuzlular, çorba vs herşey çok lezizdi ve fiyatlar çok uygundu, gidilesi.

Marakeş’te ilk hedefimiz Majorelle Gardens. Turistlerin uğrak ziyaret noktası olduğundan park yeri arandık. Yaklaşık 20 dakika bilet sırası bekledikten sonra bahçenin büyüsüne kendimizi bıraktık. Yves Saint Laurent’ın ilham almasına şaşırılmayacak kadar güzel bir botanik bahçe. Dev kaktüsler, şans getirdiğine inanılan kocaman balıklı havuzlar, çeşit çeşit çiçekler ve ağaçlar ile rengarenk dekorasyonu gözlere şenlik sunuyor. İçindeki küçük müzesinde ise berberilerin tarihçesi, takı ve kıyafet kültürü sergileniyor. 1,5 saatte rahatlıkla gezilebilir, fotoğraf çekimine harcadığınız zamanla tamamen doğru orantılı 🙂

Bahçe girişi 70 dirhem, müze girişi 30 dirhem. Diğer yeni müzeyi de görmek isterseniz toplam 180 dirhem.

Ardından tabii ki soluğu medinada (yerel pazar) alıyoruz. Buraya has ve hediyelik olarak alınabilecek neler var: hasır sepetler-şapkalar, kilimler, berberi desenli tekstil ürünleri, pencere/kapı şeklinde oymalı işlemeli aynalar, tajin, deri aksesuarlar, metal çaydanlık vb.
“Pazarlık sünnettir” lafı adeta burada can bulmuş. Baya çılgın pazarlık dönüyor, çoğu şeyi yarı fiyatından daha ucuza almak mümkün. Bu nedenle sakın pazarlık yapmadan birşey satın almaya kalkmayın, üzülürsünüz:)
Örneğin büyük ahşap bir aynalı pencere 850 dirhemden açılan pazarlık sonrası 400 dirheme alındı. Tanesi 250 dirhem olan berberi minderlerinden ikisi 250 dirheme alındı. 400 dirhem olan ayna 150 ye, 900 dirhem olan çok orjinal bir çeşme 400 e alındı…

Akşam yemeği için de medinanın içindeki Terrace Restoran‘da güzel bir masaya kurulduk. 2 kişiden kalabalıksanız rezervasyonsuz yer bulmanın pek mümkün olmadığını belirtmeliyim. Restoranın atmosferi çok güzel. Özellikle yerel mutfağı, temiz ve nezih bir yerde tatmak isterseniz doğru adres. Tajin çeşitlerini denemeden önce tadımlık sunulan aperatifler, tatlılar, zeytin-ekmek vs çok leziz ve doyurucu. Fiyatlar da İstanbul kıyas alınırsa gayet makul bence.
Pazarın hakkını verip, karnımızı da doyurduktan sonra konaklama yerimize yöneldik. Bu arada çoklu oda bulmamız gerektiğinden, otantik bir riyad tercih ettik. Riyad lüks bir ev veya saray anlamına geliyor. Navigasyon biraz sapıttığı için yolu bulmakta oldukça zorlandık. Ve akabinde birtakım maceralar silsilesi bizi bekliyorduuu 😀
Otele çok yaklaşmışken resepsiyondaki görevlinin yönlendirmesi üzerine, bizi karşılayacağı otoparka gittik. Adamı beklerken tuhaf tipler etrafımızı sardı, bölünerek çoğalıyorlardı ve arabayı park etmemiz için yönlendiren diğer görevli adam bi ileri iki geri derken dakikalarca  bizi oyalamaya çalıştı. Biz ortamdan darlanıp 5 hatun önden otele doğru yürüdük, elimiz kolumuz dolu. Bu arada bir grup çocuk oyun oynarmış edasıyla gürültülü bir şekilde sağa sola koşuşturmaya başladı. Sonra içlerinden biri kapüşonunu kapatıp bana doğru hızla koşup çantamı kapmaya çalıştı. Neyse ki ekibin kayasına çarpmıştı ve muhteşem reflekslerim ve adeleli kollarım sayesinde? kayıpsız sıyrılmayı başardım. Tabii ki bütün şaşkınlığım ve sinirimle avaz avaz bağırıp otele doru devam ettim. Biraz sonra erkek arkadaşlarımız geldi, 8 saat sonra terk edeceğimiz otopark için tam 20€ istemiş değnekçiler. Ama o kadar sevimsizlerdi ki arabalarımıza zarar vermesinler diye parayı ödemek zorunda kaldık. Bütün bunların olmasına hiç şaşırmayan resepsiyonist, soğukkanlılığını koruyarak hiç bir şey yapamayacağını söyledi ve konu kapandı… Ne yapalım… Riyadın görünüşte çok güzel olmasına rağmen bu sebeplerden ötürü beş para etmeyeceğini söylemeliyim. 5 odasını kiraladığımız bu riyad için olumsuz yorumumuzu bookinge ilettik ( Riad Les Jardins des Lilas ). Ayrıca mekanda alkol yok, kendi getirdiğiniz içkileri içmek serbest fakat kafa başı 2,5 € vergi alması gerekiyormuş, şehir vergisi de 3€. Bu bilgi de şuracıkta dursun. Gizli saklı her şey mübah 🙂
Marakeş’te yapılacaklar listemiz Majorelle Gardens ve medina ile sınırlıydı. Vaktiniz varsa sokaklarda gezebilirsiniz. Ve medinaya doğru ilerlerken meydanda çok sayıda şova rastlayacaksınız. Maymun gezdiren, yılan oynatan vs , bu amcalarla göz göze gelmemeye dikkat edin, yoksa para koparmak için yakanıza yapışmaları kaçınılmaz. Biz göz ucuyla kesip, bekleme yapmadan dolaşmaya devam ettik.
Yemek seçeneği olarak, tajinden bıktım dediğiniz anda eğer japon mutfağı seviyorsanız Matsuri Sushi’yi şiddetle tavsiye ederim. Tam anlamıyla bir lezzet patlaması yaşamanız garanti. Biz 9 kişi 45 tabak japon yemeğini geride bırakıp harika bir moroccon pasta(gerçekten efsane ve çok pahalı) ile arkadaşımızın doğum gününü kutlayarak mutluluk dansı ile günü sonlandırmıştık 🙂
ZAGORA ÇÖLÜ ve AIT BEN  HADUD
Kapkaç aksiyonlarıyla sonlandırdığımız Marakeş gecesinin ardından, güne çöl turu heyecanıyla uyandık. Gerilen sinirleri oracıkta bıraktık ve sabah 8 de rehberimizle buluşup Zagora’ya doğru hareket ettik. 9 kişi olduğumuz için VIP tur ayarladık ( Window of Morocco ). Turun kapsamını özetlemem gerekirse İngilizce bilen rehber ve bir minibüsle seyahat ediyorsunuz. 2 gece 3 gün 180 Euro. 1 gece çölde çadırda konaklama, gün batımı&gün doğumu ve deve turu. Çölde, kamp alanında Afrika müziği ve danslarıyla gece eğlencesi, diğer 1 gece otelde(Kasbah) konaklama, Holywood film setleri gezisi ve eski yerleşim bölgeleri gezisi. 1 gece 2 günlük gezileri asla önermem, yetersiz ve aşırı derece koşturmalı gezmek zorunda kalırsınız. Marakeş-Zagora yolu oldukça uzun, bozuk ve virajlı yollar ise sürenin daha da uzamasına neden oluyor. Marketten su ve atıştırmalıklarınızı almayı unutmayın. Fakat bunu bile öylesine bir benzinlikteki marketten filan yapmaya kalkarsanız fiyatlara dikkat edin, kazıklamaya çok hazırlar. Bakkalda bile pazarlık yapmayı ihmal etmeyin 😀
Yol tahminimizden uzun sürdü, vardığımızda develerimiz hazır bekliyordu, geciktiğimiz için gün batımını da kaçırdık ve yaklaşık 40 dklık sürüş ardından kamp alanına ulaştık. Kamp alanı oldukça güzel ve temiz. 4 kişilik büyük çadırlarda yataklar da oldukça büyük. Baya karyolada yatıyorsunuz, yastık, battaniye vs var. Elektrik, duş, tuvalet her şey mevcut. Akşam yemeği ve kahvaltı oldukça zengin ve leziz. Yemekte,yanınıza içkinizi getirebilirsiniz. Yemek sonrası ateş etrafında yerel müzik ve dans gösterileri çok keyifli. Avrupalıların çok ilgisini çekmediği için eğlence çabuk bitti 🙂
Çok sevimli yer sofraları ve minderlerinde istediğiniz kdr oturup keyif yapabilirsiniz. Nargile ve biranın da varlığını sonradan fark ettik, gideceklere ön bilgi olsun, görevlilere sormak gerek:)
Çöl turunun 2. gününde sabah 7 gibi tepeye çıkmaya başlayın ki gün doğumunu kaçırmayın. 10 dk lık küçük bir kumul tırmanış, tepede yerinizi belirleyip günün doğumunu izleyin. Ardından güzel bir kahvaltı ertesi yine 45 dk lık deve yolculuğuyla araçlara dönüş. Bu çöl gezisi sırasında tatmin olmadığım tek şey kısıtlı süre sebebiyle kamp çevresinde keşfe zaman olmaması ve çölde yürüyüp güzel fotoğraflar çekememek oldu☹️ Kumul tepelerinde yürüyüş yapamadım ve develerle yürüdüğümüz bölge yola çok yakın ve taşlıklı bir bölgeydi, fotoğraflar açısından zengin bir atmosfer yakalayamadık.
Ardından 1,5 saat uzaklıktaki Atlas Coorp. Stüdyolarına gidiyoruz. Oscarlı birçok film setine ev sahipliği yapmış olma sebebi muhteşem iklimi ile çekim kalitesini yüksek tutmakmış. Mumya ve Gladyatör gibi birçok film çekimi burada yapılmış. Film setlerini gezmek ve tabii ki bolca fotoğraf çekilmek oldukça keyifli.
Sonrasında Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alan Ait Ben Haddou köyüne gidiyoruz. Konaklama  Kasbah adı verilen bir otelde, ismini not etmemişim 🙁 Pek temiz olduğu söylenemez ama korkunç da sayılmaz. Duş almamayı tercih edebilirsiniz, su oldukça tuhaf, durulanmak zor… Terası oturup sohbet etmek için keyifli. Akşam yemeği fena değil, tabii ki yine tavuklu&etli tajin ama kahvaltı berbat. Köydeki eski ve yeni şehri bir nehir ayırıyor. Köy “çölün kapısı” anlamına gelen Quarzazete bölgesinde yer alıyor. Game of Thrones’un bir seti de burada kurulmuş fakat ilginçtir ki çekimlerden sonra seti de alıp götürmüşler, köylü hüzünlenmiş, malum köye turistik gezi kapsamında daha geniş malzeme sunabilirdi 😀 İlginç bir de boyama tekniği var burada;safran, yeşil çay ve mavi renk veren fakat ne olduğunu unuttuğum birşeyi karıştırdıkları boyalarla resim yapıp tüp ateşinde çevirerek renklendiriyorlar. Oldukça enteresan ve çok güzel sonuçlar çıkıyor ortaya. 200 dirhem civarı satılıyor. Halk ahalisine destek olmak amacıyla birer tane aldık 🙂

Tepeye kadar dolanarak çıkıp inilen küçük bir köy eski taraf. İnince çuvallarla yol yaptıkları minik dereyi geçip italyan restoranında pizza yedik. Bir de atıştırma tabağı çok lezizdi, fiyatlar tabii ki turistik.

 

 

Dönüş yolunda rehberimizin götürdüğü , bilinen, iyi bir kilimciye uğradık. Yine son derece turistik tabii, adam anlatıyor, nısnıs (yerel bir çay) ikram ediliyor, uçan halılar ve sunumlar uzadıkça gözlerimizde dolarlar büyüyor:) ve tabii 2000-12000 dirhem arası fiyatlar ile indirim yapmaya yanaşmayan abimizin tutumu sebebiyle mekanı terk edip yola devam ediyoruz.

ŞAFŞAVAN (CHEFCHOUANE) ve TANCA (TANGIER)


Kazablanka – Şafşavan yolu molalarla 7 saat sürüyor, şansımıza hava da yağmurlu. Forsquare’den bulup gözümüze kestirdiğimiz güzel bir italyan restoranına yöneliyoruz fakat 8 kişilik bir mekan olması ve doluluğu sebebiyle kapıdan dönüyoruz. Burada yemek konusunda hazırlıksızız tabi, çarşıdan magnetlerimizi alıp kalenin karşısındaki kafe görünümlü mekanlardan birine çöküyoruz. Çok aç olduğumuz için dolanacak mecalimiz de kalmamış. Yağmur sebebiyle yoldan, açık havadan uzaklaşalım diyoruz ama içeri doğru ilerledikçe ağır bir koku yayılıyor. O nedenle siz siz olun içerilere doğru girmek yerine en havadar yol kenarını seçip oturun:) Mekan pek güven vermiyor ve en güvenilir yemek olduğunu düşünerek margarita pizza söylüyoruz. Yanına da şaşıp düşüp kalamar, patates (berbat,çöpe giden para). Karnımızı doyurduktan sonra sokaklarda kaybolma zamanı. Mavilerin arttığı her sokağa dalıyoruz; kapılar, pencereler, binalar, çeşmeler, yer gök mavi? Görsel bir şölenle başbaşasınız.
Aslında bunun haricinde bir özelliği olduğu söylenemez, müthiş bir mimarisi, çılgın bir kalesi yok. Sıradan bir köy aslında ama maviler sıradanlıktan uzaklaşıp cancanlı bir hava katmış. Burada magnetler Marakeşe göre filan çok daha uygun 5 dirhem. Diğerlerinde 10-20 dirhem civarıydı, bu nedenle başka yerde zaman kaybetmeyin derim. Kaleye çıkıp(2€) manzaraya bir de yukarıdan bakıp fotoğraf çekip dönüyoruz. Kalenin de hiç bir numarası yok zira, 10 dk 🙂
Şafşavan konaklama açısından çok seçenek sunmadığı için akşam üzeri 2 saat daha Tanca (Tangier) şehrine doğru direksiyon sallıyoruz ve doğruca otelimize gidiyoruz. Harika manzaralı ve kocaman bir restoranı olan tatil köyü Mnar Park’ta 2 daire tutuyoruz burada kişi başı 18 € pırıl pırıl mutfaklı banyolu evler. Akşam yemeği ve harika bir kahvaltıyı Mnar Park Restoranında yapıp Herkül Mağaralarını ziyarete gidiyoruz. Herkül Mağaralarının hikayesi şöyle;
Neptün’ün oğlu Atlas’ın üç kızının altın elma yetişen bir bahçede yaşadığı ve bu bahçeyi bir canavarın koruduğundan söz edilir.

Bir başka hikayede ise Herkül’ün savaşarak canavarı öldürdüğü, bu sırada vurduğu bir darbeyle dağın ikiye yarıldığı böylece Akdeniz’in mavi sularının Atlas Okyanusu’nun yeşil sularıyla buluşması sonucu Avrupa ve Afrika kıtalarının oluştuğundan bahsedilir.

 

Fotolar videolar harika, manzara çok hoş. Yandaki küçük ek mağaraya giriş için para istiyorlar, çok da bir olayı yok, büyük mağaradan sonra hediyelik eşya dükkanı gibi bir yer. Kapıdan magnet alıp, manzaranın keyfini çıkarıp okyanus kenarında harika bir balık restoranına gidiyoruz; Restaurant Ocean (L’OCEAN). Vaktimiz kısıtlı olduğundan aperatif, tatlı , sangria vs atıştırıp dönüş yoluna koyuluyoruz. Sizin vaktiniz olursa muhakkak rezervasyon yaptırıp okyanus manzaralı masalardan birini seçip deniz ürünleri tatmalısınız. Bu arada sangria harika, tatlılar da efsane…

 

 

Bir macera daha böylece son buldu… Olsun, neticede tatil için çalışıyoruz ve hayat gezdikçe güzel… Ha bi de çok tatlı hayatımız var ??