Ah büyüleyici Meteroa… Muhteşem doğası, göz kamaştırıcı kayaları ve zirvelerinde asılı duran manastırları ile bir süreliğine yer yüzü gerçeğinden sıyrılıp, masallar diyarına konmaya hazır olun.

Unesco tarafından Dünya Mirası ilan edilmesine pek şaşırmamak gerek. 65 milyon yıl önce oluşan ve “Havada asılı” anlamına gelen Meteora’daki manastırlar, ilk olarak 11.yüzyılda, Tanrıya daha yakın olmak ve inzivaya çekilmek amacıyla bölgeye gelen çılgın keşişler(hiç evlenmemiş papazlar) tarafından kurulmaya başlanmış. Aynı zamanda çok iyi birer dağcı olan keşişlerin ip, sepet, ağ, portatif merdiven aracılığıyla malzemeleri, en yükseği 400 mt civarında olan kaya sütunlarının tepelerine taşımaları aylar, yıllar sürmüş. Bu süreçleri çok güzel anlatan fotoğraflara manastırların içinde bolca rastlamanız mümkün. Burası ayrıca kaya tırmanışı için de geleneksel rotalar barındırıyor. Başka bir bahara bu büyülü topraklara tırmanış için geri dönmeyi umuyorum.

Toplamda 24 adet inşa edilen manastırdan 6 tanesi günümüzde hala ibadete ve turistik ziyarete açık olup her biri için giriş ücreti 3 euro. Günlük gezi/hiking turları veya gün batımı turları mevcut. Fakat özellikle hiking yapmayı düşünmüyorsanız rehbersiz kendi başınıza da güzel bir keşif yapabilirsiniz. Ben Berlitz cep rehberi almıştım Yunanistan ve Yunan Adaları fakat tam bir fiyasko, çöpe atılan para olduğunu söyleyebilirim. Google candır gerisi heyecan derim. Ulaşım için Selanik’ten otobüs kalkıyormuş fakat biz Halkidiki’den kendi aracımızla ulaştık. Çevre yolundan çıktıktan sonra bir süre dar ve tek şeritli dağ yollarından ilerliyorsunuz, tır konvoyuna takılmadığınız sürece seyrü sefa eyleyiniz a dostlar, pek hoş bir doğaya yol alacaksınız. Yol kenarlarında trafik kazasında hayatını kaybedenler için yapılmış şapel tadında irili ufaklı anıtlar göreceksiniz. Genellikle birer sanat eseri gibiler.

Kalambaka veya Kastraki’de konaklama seçeneği çok fazla. Kafe, restoran, barlar Kalambaka’da daha yoğun. Yürümeyi düşünüyorsanız Kastraki, rotaya daha yakın. Araçla her manastır arası birkaç dakika. Araçla bazı bölgelerin fethi çok kolay tabii ki ama zaman zaman da kendinizi patikalara salıp doğayla kucaklaşırsanız tadından yenmez. Bu arada oldukça güzel hiking kitapçıkları da satılıyor. Meteora keşfine dolu dolu 2 gün ayırmak çok yerine olur.

Yeme içme kısmına gelecek olursak, Paramithi Taverna, deniz ürünü severler için tam bir lezzet şöleni sunuyor. Levrek, ahtapot, karides, revani herşey harikaydı. Yine insan gibi yemeyip aşırı doz almamıza ve uzomuzu yudumlamamıza rağmen 3 kişilik hesap 49,30 € idi.

Bölgede popüler olan Meteora Restoranı anne yemekleri ve aile işletmesi olması sebebiyle denemek istedik. Tabii ki göbeğine düşkün Türkler olarak ağzımızın tadını biliyorduk ve şahane üç çeşit yemeğimizin yanında pancar salatası vs gömmek ve mide fesadına ramak kalmak suretiyle 3 kişi 43,70 € hesap ödedik. Meteora haritanız varsa mutlaka üzerindeki indirimleri inceleyin, misal bu restoranda %10 indirimimiz vardı.

 

 

 

 

 

 

 

Mikel Coffee pasta, kahve ve kokteyl cenneti olarak keyifli ve uygun fiyatlı bir mekan.

Kastraki’de 2 adet minnoş benzinlik var, Kalambaka’da büyük bir Shell, fiyatları kıyaslamadan almayın. Yunanistan’ın her köşesinde binbir çeşit benzin fiyatı var ki çözebilmiş değiliz. Aşırı derecede serbest piyasa ve esnek fiyatlandırma yöntemleri uygulanıyor bilginize.

Ve artık gelelim esas konuya, manastırlar…

Biz Ağustos ayının sonunda, yüksek sezonda buradaydık birazcık kalabalıktı maalesef. Tüm manastırların belli gün ve saatlerde ziyarete açık olduğunu unutmayın. Sezona bağlı olarak gittiğinizde ilk olarak bu bilgiyi temin edin. Bir de sıkı bir dress code var ki özellikle kadınlarda uzun etek veya elbiseye takıklar. Ben önceden araştırdığım için elbisemi giyip gitmiştim fakat her manastırda ödünç alabileceğiniz kadar çok etek bulunduğunu da belirteyim. Erkeklerde de şort yasak güya ama yasağı delen çokça turist gördüğümü söyleyebilirim. Her manastırı şapel, kilise, avlu, kiler, müze salonu vs detaylı görmek isterseniz en fazla 45 dk ayırmanız yeterli. Biz tostlarımızı çantaya atıp sabah 6:30’da yola koyulduk, tabii ki fotoğraf çekmek için 🙂

Sabahın köründe en büyük manastır olan Great Meteoro ile keşfe başlamanızı öneririm. Holy Monastery of the Metamorfossis olarak da geçiyor. Tur otobüslerinin akın etmesiyle sevimsiz bir kalabalığa bürünmeden manastırı tavaf edebilir, çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Aksi halde o görkemli manzaralarda kadraja tek başınıza girmek hayalden öteye geçemeyecek. Bu manastırda Türk’lerin ve Almanların zulmünden kaçışlar betimlenmiş bolca. Özellikle fotoğraflardaki hiçbir açıklama yazısında “Osmanlı” denmemesi ve “Türkler” olarak tasvir edilmesi dikkatimizi çekti. Kilisede fresk filan kalmamış tabi duvarların tamamı gıcır gıcır, yeni süslenmiş ve maalesef her karesi buradaki papazlara yapılan işkencelerin betimlendiği korku filmi tadında tasvirlerden oluşuyor. Ne kadar gerçeği yansıtır bilinmez ama bizim içimiz şişti, kaçarak uzaklaştık. Ölen papazların kemiklerinin ve kafa taslarının saklandığı bir oda, kiler, mahzen, mutfak, müze, sergi salonu ve avludan oluşan bölümleri ile en uzun süre gezilecek manastır bu olsa gerek. Biz 1 saati biraz aşmış olabiliriz. Salı günleri kapalı.

Ardından Great Meteoro’nun biraz aşağısındaki Varlaam Manastırına koştuk. Tabi turlar yoğunlaşmaya başlamıştı. Buradaki basamak sayısı birazcık daha az, sabırla ilerleyin. Yine küçük bir şapel, şarap mahzeni,müzesi, hediyelik eşya mağazası,güzel bir avlusu ve teleferik sistemi mevcut. Kiliseye girerken papazların göz hapsi eşliğinde sıkı bir kıyafet denetimi var . Burası da Cuma günleri kapalı.

 

 

Sonra geldiğiniz yönde ilerleyip yolun solundan devam edip Vlachava village tabelasından sağa döndüğünüzde yolun sonunda Agios Stefanos’a ulaşacaksınız. Biz sabah erken saatte Meteora açılmadan burayı gezelim demiştik ama kalabalık olması sebebiyle es geçtik. Rahibelerin yetiştiği manastırmış kendisi ve Pazartesi günleri kapalı.

 

 

 

 

 

Biraz gerisinde en zor ulaşılan Holy Trinity Manastırı var. Kutsal Üçleme Manastırı olarak da biliniyor ve James Bond filmine sahne olmuş bir manastır. İnişli çıkışlı zorlu bir yolu var. En merak ettiğim manastır olmasına rağmen Perşembe günü kapalı olduğu için ziyaret edemedik ama etrafında turlamayı da ihmal etmedik. Buranın gerisindeki Kalambaka tabelasından aşağı inen yoldan ilerlerseniz bir daire çizmişçesine şehre geri döneceksiniz.

 

Bir günde bu dört manastırı ziyaret edip diğerine aşağıdaki iki manastırı ve doğa yürüyüşünü ekleyebilirsiniz.

Kastraki oteller ve restoranların hemen bitiminde az ileride solda St.Nikolaos Manastırı var. Dışarıdan bakıldığında uzakmış gibi görünse de ulaşılması kolay bu manastıra merkezden yürüyerek de gidebilirsiniz, Cuma günleri kapalı.

Buradan devam edip yukarıya doğru çıkmaya başladığınızda sağ tarafta Roussanou Manastırına ulaşacaksınız. Çarşamba günleri kapalı. Manastıra çıkmak oldukça kolay. Biz buraya gece çekimi yapmak için geldik. Oldukça ıssız ve karanlık olan bu zaman diliminde benim gibi her tıkırtıya vahşi bir hayvan çıkacakmışçasına pimpiriklenip, sivrisineklerle kickboks yapmaktan usanıp arabaya kaçmazsanız yıldızları izlemek için harika bir nokta olduğunu söyleyebilirim(sinkov çantanızda muhakkak bulunsun, hayat kurtarır). Aşağıdaki muhteşem fotoğraf zifiri karanlıkta Olympos ile Yalçın Aydın tarafından çekildi. İnstagram hesabı için bakınız: @yalcinaydin

 

Son olarak, Varlaam veya Psaropetra’da şölenler eşliğinde günü batırmadan turunuzu tamamlamaya kalkmayın, üzülürsünüz. Hoş, havanın bulutlu, sisli, puslu olduğu bir güne denk gelmiş olsak da büyük bir kalabalık eşliğinde heyecanla oturup bekledik, hava muhalefetine rağmen manzara çok hoştu. Daha güzeli sizin olsun efenim, mutlu gezmeler dilerim ve hikayemi burada sonlandırırım.